‘kitap özetleri’

Yaratma Cesareti – Özet 08 – Cesaret

Yaşamım boyunca yaratıcılığın büyüleyici soruları aklımdan çıkmadı. Bilim ve sanatta özgün bir fikir, bilinçdışından niye şu anda “fırlayıveriyor?” yetenek ile yaratıcı edim (acı) ve yaratıcılık ile ölüm arasındaki ilişki nedir? Bir mim yâda bir dans neden böylesi bir tat veriyor? Homer, Truva savaşı gibi külliyetli bir olguyla karşılaştığında bunu nasıl tüm yunan uygarlığının ahlakı için yol gösterici olan bir şiire inceltti?

Bir çağ ölürken yenisinin henüz doğmadığı bir zamanda yaşıyoruz. . Bu sarsıntı çağında duyarlıkla yaşamak gerçekten cesaret istiyor.

CESARET NEDİR?

Cesaret, daha çok umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.

Gerekli olan cesaret salt inatçılık da değildir. Mutlaka başkalarıyla birlikte yaratmak durumunda kalacağız. Fakat eğer kendi özgün fikirlerinizi ifade etmezseniz kendi varlığını dinlemzseniz kendinize ihanet etmiş olacaksınız. Bütüne katkıda bulunmadığınız için ihanetiniz toplumuza da karşı olacak. 

Yaratma Cesareti – Özet 07 – Duygular

Duygular kendimizi dünyamızdaki anlamlı insanlarla iletişime sokma yolumuzdur, kişiler arasında kurulan, çatılan bir dildir.

Jung duygu işlevinin eri kaldığı yetersiz olduğu durumdan bahseder. Böyle bir durumda kişi etkin bir duygu işleviyle karşılanması gereken dünyayı mesela kendi gövdesinde indirgeyerek devamlı gövdesini (ağrıları sızıları uykuyu acıkmayı susamayı vs.) dinler. Böylece gerçek duyguların (dünyanın) yokluğunu fizyolojik etkiler sonucunda gövdesinde ortaya çıkan devinimleri hissederek kapatmaya çalışır.

Bu kitap topluma hitap etmiyor. Okurunu oldukça bireyleşmiş kişilerden seçmek zorunda.

Yaratma Cesareti – Özet 06 – Tutku

Duygu (jung’ a göre) ego ve verili bir içerik arasında cereyan eden bir süreçtir, bu süreç içinde içeriğe kabul veya ret (hoşlanma veya hoşlanmama) cinsinden bir değer yüklenir. Duygu dış dünya dan tümüyle bağımsız olabilecek olan tümüyle öznel bir süreçtir. Duygu bir çeşit yargılamadır.

Tutku yani passion ise Latince pati (acı çekmek) ve yunanca pathos sözcüğünden gelir. İngilizcede edilgin (passive) ve hasta (patient) sözcükleri de aynı pati kökünden türetilmişlerdir. Bu kavramların köklündeki düşünce bireyin bir değişmeyi başlatması yâda bir eyleme gerçekleştirmesinin tersine, başına gelen bir değişime katılmakta veya bu değişimden acı çekmekte olduğudur.

Duygulanım başımıza gelen bize etki eden “bir eşya” in varlığını gösterir ama sorun bu şeyin ne olduğun bilmememizdir. Bu ayrımı anlamak için örnek verecek olursam korku ile kaygı ve yas ile melankoli böyle bir çift oluştururlar. Korku ve yas duygulanım değil etki olarak görüldüğünde neden korktuğumuz neyin yasını tuttuğumuz bellidir, yani bu durumlara yol açan şeyler bellidir. Oysaki kaygının ve melankolinin esnesin belli değildir yani bizi kaygılandıran şeyi bilmediğimiz gibi melankolinin de neyin yitirilmesi sonucunda ortaya çıktığını bilemeyiz.

Yaratma Cesareti – Özet 05 – Yaratıcılık açıklanamaz

17.    Nietzsche doğruların laboratuvarda değil kişinin kendinde denenmesi gerektiğini ifade ediyordu: her doğru şu soruyla karşılanmalıydı: “dayanılabilir mi? “ ve “tüm doğrular benim için kanlı doğrulardır ve ünlü sözü “hata korkaklıktır” yâda “bireyi güzel olarak mı algılıyorsunuz, demek ki yanlış algılıyorsunuz (s.24)
18.    Bir diğer varoluşçu olan berdyayev’ e göre”…yaratıcılık kendisinden önce gelen hiçten türer. Yaratıcılık açıklanamaz: yaratıcılık özgürlüğün gizidir. Özgürlüğün gizi ölçülmez derinliktedir ve açıklanamaz. Hiçten yaratma olanağını reddedenler kaçınılmaz biçimde yaratıcılığı belirlenmiş bir düzenin içine oturtmak zorundadırlar, böylece de yaratıcılığın özgürlüğünü inkâr etmiş olurlar. Yaratıcılık içerden ölçülemez ve açıklanamaz derinliklerden çıkıp gelen bir şeydir, dışarıdan dünyanın zorunluluğundan değil. Tam da yaratıcı edimi kavrama isteği onu kavrayamamanın nedenidir. Yaratıcı edimi kavramak onun temelsiz ve açıklanamaz olduğunu tanımak demektir.  (s.25)
19.    Toplumsal eleştirinin (moral cesaretin) bu kadar yaygın, yaratıcı lığın (yaratıcı cesaretin) bu kadar düşük olduğu bir toplumda yaşamamızın nedeni sanatçılıkla entelektüelliğin ( bu kadar ucuza) satın alınması değil mi? … (toplumda) neyin yolunda yürümediğini göstermek bilinçlilik sayılıyor, gazeteci bu yüzden iyice palazlandı.  (s.27)
20.    Tıbbın gelişimiyle bedensel hastalıklara erken teşhisle çözüm bulan toplum bir yandan da farklılığın erken teşhisiyle ruhsal hastalıkları yarattı… Yapılan daha çok farklılığın teşhisiyle yalnızlığa mahkûm etmektir. (s.28)

Yaratma Cesareti – Özet 04 – Sanatçıyı hasta ilan etmek

12.    Şizoid kopukluğunun nedeni çocukluğunda bulamadığı sevgi ve güvendir… Şizoid “sevilemeyeceğine inanan, saldırı altında olduğunu hisseden ve gurur kırılacak diye eleştiriliden korkan” bir kişi olarak çıkar karşımıza. Storr’ a göre Descartes ve schopenhauer in felsefesinin nedeni sevgiden yabancılaşmalarıdır. Beethoven ise müziğini yaşayan insanların onda yarattığı düş kırıklığı ve kine karşı düşlediği ideal bir sevgi ve dostluktan doğmuştur. Gerçek dünyaya karşı düşmanlığını yüceltmese büyük ihtimalle psikotik bir paronayak olacaktı! (s.18)
13.    Freud da narsisizm üzerine bir araştırmasında anne baba sevgisinin temelinde anne babanın kendi ideallerinin gerçekleştirilmesini dayatan narsisit bir kendini çoğaltma özlemi bulur (s.18)
14.    Psikolojik kuramların önüne geçemedikleri eğilimlerden biri de sanatçıyı hasta ilan etmek. Normal düşkünü psikolojinin normalden sapmayı hasta görmesine kaşı Rank, sanat olgusunu “psikolojinin ötesi” olarak kayda geçirdi. (s.19)
15.     Richard farson’ un “calamity kuramı” nadan bahsetmekte yarar var. Farson, toplumun en değerli insanlarının çok kötü çocukluk şartlarından geldiğini vurguluyor… travmatik çocukluk şartları ile daha sonraki büyük icraatlar arasında ilişi kuruyor. Rollo may de bu tip insanlarda “iyi –uyumlu” sendromuna hiç rastlanmadığını söyleyip “iyi-uyumlu” insanların büyük ressamlar heykeltıraşlar, yazarlar mimarlar müzisyenler olmalarının çok nadir karşımıza çıktığını ekliyor. (s.20)
16.    Görüldüğü gibi kader ve ölüm kavramları büyük önem taşıyor. Yaşama hayır’ la başlamamak için kişinin kendi kaderinin sahnelendiği kendi dünyasın seçmesi bu dünya da kendi ölümün yaşaması (geçmişinin ölümü) zorunlu görünüyor. Varoluşçu terapinin getirdiği de bu kaderin kabullenilmesi ve geçmişin tortusu olan egonun öldürülmesi psikolojik göbek bağının kesilip atılması ve zorunlu sonuç olan yalnızlık. Dostoyevski “insanın psikolojik bir değişim geçirmesi için uzun bir soyutlanmaya girmesi gerekir” der. (s.23)

Yaratma Cesareti – Özet 03 – Geleceği kavrayamamak

6.    Eugen minkowski ye göre geleceği kavrayamamak ve gelecekte yaşayamamak psikolojik sağlıksızlığın birçok biçiminin ve depresyonların ana koşuldur… Geçmişin hatırlanması geleceğe ilişkin kararlarımıza bağlıdır (s.12)
7.    Nevroz (acı çekme) bir dünyaya uyum sağlamanın yaratıcı bir yoludur. Psikoterapinin amacı nevrozun içindeki yapıcı gizilgüçleri ortaya çıkarmaktır (s.14)  * Nevroz: toplumsal tavır ve davranışları tutuklayan ve kişide ruhen hasta olduğu bilinciyle birlikte bulunan tinsel bir hastalıktır. (viki)
8.    …birçok durumda kişi bir başkası tarafından kabul edildiği takdirde kendi varlığını otomatik bir şekilde yaşayabiliyormuş gibi düşünülüyor. Bu durum “ilişki terapisi” nin yüzeysel biçimlerindeki temel bir hatadır. “seni seversem ve kabul edersem tüm gereksinimden karşılanacak “tavra hayatta ver terapide aşırı edilginliğe ve kişinin kendi varoluşunun sorumluluğunu hiç almamasına rahatlıkla neden olabilir. (s.14)
9.    Ölümle (insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla) yüz yüze gelebilme yetisi cesareti gelişmenin önkoşuludur. İnsanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının önkoşulu. (s.15)
10.    Terapistin görevi hastanın sadece farkına varmasına yardımcı olmak değil daha önemlisi farkındalığını bilince dönüştürmesine yardımcı olmaktır. (s.16)
11.    Her çağ kendi tinsellik tasarısını kendisi için yeniden bulmalıdır. Modern çağda tinsel tasarı için en etkin metaforlardan biri sanattır (s.17 ) * Tinsel: Özdek, bilinçten bağımsız olarak var olan her şey. Bilincin dışında ve ondan bağımmışız olarak var olan her şey özdek’tir. Bu anlamda özdek, Nesnel gerçek (Objektif realite) olarak tanımlanır. (viki)

Yaratma Cesareti – Özet 02 – Somut gerçeklik

1.    Felsefe somut gerçeklikten yola çıkmalı ve sonra tekrar somut gerçekliğe dönelidir. Felsefenin hareket noktası öyle bir nokta olmalıdır ki kişi bu noktadan başka bir noktadan başlayamasın. Başka hiçbir şeyden değil de yalsanız ondan başlamamızı zorunlu kılan kendini kayıtsız şartsız üstümüze dayatan bu nokta, acıdır. Acı ondan sonra yola çıkmamızı gerektiren somut noktadır. Ve acının karşısında aradığımız da mutluluktan başka bir şey değildir. Tüm düşünce acı ve mutluluğun somut kutupları arasında kuşatılmıştır. Rene Le Senne – La Decouverte de dieu (s.7)

2.    Nevroza, yani acı çekmeye yaklaşımlar arasında iki önemli ayrım var: 1-acı var olan düzenin yaşamın dürdürülmesine engeldir ve ortadan kaldırılması gerekir. 2- acının varlığı var olan yapının aksadığını gösterir ve üzerine gidildiği takdirde yeni bir düzenin yaşamın yaratılmasına giden yolun başlangıcıdır. Bu yüzden acı olgusu ve böylece dünya da kötünün varlığı iki boyutta belirir. İçkinlik ve aşkınlık. (s.8)

3.    Hastalar bize durmadan yaşamlarının anlamı sorusuyla geliyorlar. Biz doktorların görevi tıbba felsefe taşıma değil ama felsefi sorunları bize getirenler hastaların kendileri. (frank) (s.10)

4.    Yaratma cesaretinde de may ele aldığı konunun bilim tarafından ne kadar yanlış anlaşıldığını ya da hiç anlaşmadığını vurguluyor. Bu vurgular özellikle insanın bir doğası olmadığı insanda bir özne nesne ikililiğinin yapay olduğu ve insandaki duygulanımlara (emotion) yeterince önem verilmediği üzerinde toplanıyor (s.11)

5.    (yazar ilk bağımsız mesajını getirdiği kitabı olan Man’s search for himself (kendini arayan insan) may ‘ in kitabın başlığı olan soruna ilk varoluşçu yaklaşımını da içerir. Bu arayışın hareket noktası insanlık durumumuzdur. Bu durum yalnızlık ve kaygı dışında beş yitirişle dile gelir. Bu yitirişlerin anlamlılar toplumdaki değer merkezinin benlik duygusunun ve trajedi duygusunun yitirilişidir. May in getirdiği gözüm ise insanın yaratıcı bir süreç içinde kendisinin bilincine vararak benliğini tekrar bulmasıdır. (s.11)

Yaratma Cesareti – Özet 01 – İçindekiler

rollo Yaratma Cesareti   Özet 01   İçindekiler

Sunuş (1988) Alper Oysal
Önsöz
Yaratma Cesareti
Yaratıcılığın Doğası
Yaratıcılık ve Bilinçdışı
Yaratıcılık ve Karşılaşma
Deli Kahini: Bir terapist
Yaratıcılığın sınırları üzerine
Biçim Tutkusu

Yayınevi ve basım yılı     :  Metis Yayınları / Kasım 2008
Kitabın türü        :  Sanat – Psikoloji
Sayfa sayısı        :  147

Yazar : Rollo May

NOT: Özet üzerinde Microsoft Office ‘in otomatik düzeltmesi
uygulandığından yanlış tamamlanmış ve yanlış düzeltilmiş kelimeler
bulunabilir. Özetin tamamına yakını kitaptan alıntılardan oluşmaktadır.
Yorumlar parantez içerisinde (yorum:) yada (y:) olarak belirtilmiştir.

Hayvan Zihni – Özet 27 – sonuç

(y:
Hayvanlar neredeyse birer robot gibi planlandıkları ve vahyedildikleri şekilde hareket ederler. Arılardan yunuslara hepsi birer ilham, içgüdü, program dahilinde karar verirler. Ancak yine de doğal ortamlara daha kolay adapte olabilmeleri için öğrenebilme, karar verip inisiyatif alabilme opsiyonları da mevcuttur. Buna karınca başı kadar bile beyni olmayan bazı hayvanlar dahi insanlarda hayranlık uyandıracak yapılar yapmakta, bir mükemmel sosyal düzen sergilemektedir.
Diğer yandan insandaki konuşma ve dilbilgisi de dahil birçok özellik doğuştan, programlanmış, hazır bir şekilde yaratılmaktadır. İnsanın dil ve zeka kapasitesi ile hayvanlar arasında uçurum seviyesinde farklılıklar vardır.
Hayvanların muhteşem dünyasına keyifli bir seyahatle beraber öğrendiklerimizle onlardan ne şekilde ayrıldığımızın da biraz daha farkına varmak için hayvan zihninin derinliklerinde bir yolculuğa davetlisiniz.
)

Hayvan Zihni – Özet 26 – Beyin zihin ve yaratıcılık

-    Eş seçimi

Rekabet yönteminde bir cins –genellikle erkekler- diğer cinsin aramaya programlandığı birey veya mutlaka bir eş seçmesini olanaklı kılacak bir konum elde etmek için rekabet eder.

37 farklı toplumdan alınan yanıtlar kadınların çeşitli kaynaklara sahip olan yani doğacak çocukların refah içinde yaşamasını sağlayabilecek erkekleri, erkeklerin de çekici yani sağlıklı çocuklar doğurabilecek kadınları tercih ettiğini göstermektedir. (y. Eş seçiminde sadece bu kriterler doğrultusunda hareket edildiğinde birçok hayvanın kriterleriyle paralel bir seçim yapılmış olur)

-    Beyin zihin ve yaratıcılık

Sol beyin sözel, sağ beyin resimseldir.

Zihinlerimizin bilinçaltında bağlantılar kurmayı sürdürdüğünü biliyoruz: bu yüzden çoğu zaman belirli bir sorun üzerinde bilinçli olarak kafa yormayı bıraktığımızda daha önce bulamadığımız çözümler bir anda aklımıza geliverir (Bkz yaratma cesareti, Rollo may)

Bunun yanı sıra insan davranışlarının birçoğunun emelde otomatik olduğunu ve bilinçaltında kaynaklandığını da gördük.

…(son cümle) o halde diğer türlere baktığımızda unutmamalıyız ki eğer doğal seçilim bize fırsat tanımamış olsaydı bugün biz de onlarla aynı yerde olabilirdik.