1.    Öyleyse hiç merak ettiniz mi, neden olaylar olmaları gerektiği biçimde sonuçlanmazlar? Neden biz yaşamdan sahip olmayı istediğimiz –ve sahip olmamız gerektiğini bildiğimiz şeylerin çoğunu alamayız? Neden bazı insanlar “şanslı” gibi görünürken, geri kalan büyük çoğunluk değildir? (s.3)
2.    Günlük yaşamın güçlük ve engellerini, çatışma ve zorluklarını aşmış bir yaşam sürmeyi istemez misiniz? (s.4)
3.    Bir insanın geleceğini yönlendirmesinin, muhakkak o insanın kendisini yönetmesiyle başlaması gerektiğine inanıyordum. (s.6)
4.    Eğer başarının bu kadar çok anahtarı varsa neden açmıyorlar? Neden raflar en çok satan kendini geliştirme kitaplarıyla dolu? Bana öyle geliyor ki bu kitaplar beklendiği gibi işlevlerini yerine getiriyor olsaydı, yenilerine ihtiyacımız olmazdı. (s 8)
5.    İnsan beyni hepimizin sahip olduğu inanılmaz ölçüde güçlü, kişisel bilgisayar denetim merkezidir. Onun sizin için yapmasından hoşlanacağınız, mantıklı her şeyi yapmaya gücü vardır. Fakat ona nasıl davranacağını bilmelisiniz. Eğer doğru davranış ve doğru yönergeleri dikkatle verirseniz, doğru şeyi yapacak -* sizin için en doğru şekilde çalışacaktır. Fakat zihin bilgisayarınıza yanlış yönergeler verirseniz, o da bu yanlış yönergelere göre davranır; sizin ve dünyanın geri kalan kısmının farkında bile olmaksızın ona yüklediğiniz olumsuz programa anıt vermeye devam eder. (s 9)
6.    Yaşamlarımızın ilk on sekiz yılı boyunca, makul ölçüde olumlu yuvarlarda büyüdüysek bize 148.000 kerden daha fazla “hayır” denmiştir ya da ne yapamayacağımız söylenmiştir… Önde gelen davranış bilimi araştırmacıları, düşündüğümüz her şeyin yüzde yetmiş yedi kadarının amaca zararı dokunur ve bize karşı çalışır türden olduğunu tespit etmişlerdir. Aynı zamanda tıp araştırmacıları tüm hastalıkların yüzde yetmiş beşinin kendi teşvikimizle oluştuğunu söylemektedirler. (s.9)
7.    Tekrar, inandırıcı bir tezdir (s 10)
8.    Bu artık başarı üzerine bir teori değildir. Bu basit fakat güçlü bir gerçektir. Ne şansın ne de arzunun bununla en ufak bir ilgisi yoktur. Ona inanıp inanmamanız da hiçbir fark oluşturmaz.