Yaşam, hepimiz için iyi olmalıdır. Hepimiz mutlu bir hayat sürmeyi, güzel imkânlara sahip olup, bunları değerlendirip, maddi manevi başarılı sonuçlara ulaşmak isteriz. Ancak bunları herkes istediği halde çok az bir insan grubu başarabilir.  Başarılı olan bu insanlar, temelde hayatının kontrolünü eline alan ve elinde tutan insanlardan ibarettir. Bu insanlar kullanılabilir potansiyellerini kişisel disiplinleriyle, iradeleriyle değerlendirebilmişlerdir. 
İnsan davranışının temeline inildiğinde, hiç kimseye yapmak istemediği şeyi zor kullanmak dışında yaptırmanın mümkün olmadığı görülecektir. Bu anlamda bir insanın geleceğini yönlendirmesinin, muhakkak o insanın kendisini yönetmesiyle başlaması gerektiğine inanıyordum.
Yirmi yıldan fazla “başarı” üzerine var olan kaynakların çoğunu inceledikten sonra devamlı tekrarlanan, yerine getirilmemiş bir vaat saptadım: “başarının köşe başında bizi beklediği vaadi” Sorun kitaplarda değil. Sorun seminerlerde ya da güdüleyici konuşmalarda değil. Gerçekten iyi olan birçok kendini geliştirme düşünce ve teknikleri var. Bunlar sonuç vermeli ve verebilir. Ama sonuç vermiyorlar ya da istikrarlı bir çözüm getirmiyorlar. Çünkü hepimizin gözden kaçırdığı bir şey var: beynimizin çalışma yöntemi bu değil.
Çocukluğumuzdan beri bize binlerce kere neyi yapamayacağımız ya da neyi olamayacağımız söylenmiştir. Bunlar da zamanla tekrar üstüne tekrar sebebiyle bilinçaltımıza işlemiş ve ispatlanmış gerçekler gibi kabul görür olmuştur. Dıştan algıladığımız bu olumsuz güdülemeler içimizde yankılandıkça ve biz de bu tezleri ister-istemez destekledikçe kendimizi bunlara inandırırız. Tekrar, inandırıcı bir tezdir. Ancak tüm süreç böyle olmak zorunda değildir.
Hiç düşündünüz mü? Nasıl davrandığınız, ne kadar başarılı olduğunuz gibi konuların ne kadarı başaklarının şartlamalarına, programlamalarına, ne kadarı sizin kendi programlarınıza bağlıdır. Attığınız her adım, yaptığınız her harekete ya da söylediğiniz her söz, sizin önceki şartlanmalarınızdan etkilenmiştir.