14.    Mustafa kemal iz mirde halkla yaptığı söyleşide (2 Şubat 1923) şöyle diyordu: “ bundan sonra bu milleti fetva ile şu veya bu tefsir ile irticaa sevk edecek insanların bu millet içinde yeri yoktur. Vardır fakat o da ancak zindanlardır. Ben korkusuz, çekinmesi kati olarak ifade ediyorum ki milli egemenliğin değiştirilmesi ve karıştırılması değil, fakat bir kelimesinin bir noktasının bile şöyle veya böyle olmasını siteyeler benim gözümde en koyu mürtecidir. Ve böke adamlara karşı yapılacak şey, bunları parça parça etmektir. (s.180)
15.    Mustafa kemal ve kuşağının genç radikalleri aydınlanma çağı, Fransız ve Amerikan devrim, akılcılık, bilicilik, jakobenizm, “aydın despotluğu” ve kısmen de materyalizmin düşünsel kaynaklarından beslenmişlerdi. Bunların buluşma noktası, doğanın evrenin ve toplamların bilimle açıklanabilmesi ve değiştirilebilmesidir. .. M kemal ve arkadaşlarının mensubu oldukları II. Meşrutiyet kuşağı özellikle Fransız düşünürlerinden etkilenmişti, (Rousseau, Montesquieu, volta ire, desmoulis, a comte) bu düşünceleri çokuluslu ve çok sorunlu Osmanlı topraklarına taşıyan ve 1920 devrimcilerinin düşünce dağarcığına katanlar genç Osmanlılar ve jön Türkler oldu. Kemalistleri besleyen başlıca değişim projeleri ve taşıyıcılar şöyle özetlenebilir: vatan, hürriyet, eşitlik, milliyetçilik, bağımsızlık (Namık kemal, Tevfik Fikret, ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Mehmet emin) devrim değişme, dine eleştirel bakış, laiklik, çağdaşlaşma, batılılaşma, hümanizm, barışçılık, kadın hakları ve gençliğin önemi (Abdullah Cevdet) yeni medeni kanunu, Latin alfabesi, kadın hakları ve giyimi (celal Nuri) … (s.181)
16.    Gözdağı ve oldubitti yöntemine örnek, m kemal in 1-2 Kasım 1922 gecesi TBMM nin bir karma komisyonundan yaptığı şu konuşmadır: “ hâkimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye müzakere ile münakaşa ile verilmez. Hâkimiyet saltanat kuvvetle kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına el koymuşlardı…. Mevzubahis olan millette saltanatını hâkimiyetini bırakacak mıyız bırakmaya mıyız meselesi değildir. Mesela zaten emrivaki olmuş bir harikayı ifadeden ibarettir. Bu behemehâl olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabi görürse fikrimce muvafık (uygun) olur aksi takdirde yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.” (s.189)
17.    Genel kuruldaki oylamada da oldubitti tarzı bir örnek yaşandığı söylenebilir: isim okunarak oylama önerisine karşı m kemal buna gerek olmadığını söyledi, tasarının oy birliğiyle kabul edileceğini “zannederim” dedi. Metin açık oylama ile ve oy birliğiyle kabul görürken bir üyemin “ben muhalifim” sözleşir duyulduysa da (ziya Hurşit) “söz yok!” diyerek susturuldu. Kabul etmek gerekir ki birinci TBMM aynı zamanda bir ihtilal meclisiydi. Ulusun egemenliğini mutlak kılma azmi ve kararlılığı da mutlaktı. Kaldırılan da demokratik bir kurum değildi. Dünyanın pek çok ülkesinde monarşilerin kanla ve ateşle yıkıldığı hesaba katılırsa , Türkiye de izlenen yöntemlerin temelde barışçıl üslupta olduğu kabul edilebilir (s.190)
18.    Açıkça görülüyor ki, m kemal liberalizmi yâda liberal demokrasiyi değil demokratik devrim programını ön plana almıştı.. Demokratik bir hedefe gerekirse demokratik olmayan yöntemlerle de ulaşmaya kararlıydı. Bu durum kurtuluş ta önder roller oynamış bazı kişileri (Rauf bey, Karabekir, ali Fuat, refet paşalar) ve İstanbul basınının önemli bir kesimini muhalefette buluşturdu. Muhafazakârlardan bazıları, hilafet kurumu ve simgesi etrafında saflaşacaklardı (s.201)
19.    Cumhuriyetin ilanı m kemal in anayasal siyasal konumunu daha da güçlendirdi. Kendisi zaten TBMM başkanı, bakanlar kurulunun doğal başkanı, TBMM ordularının başkomutanı, birinci grup ve halk fırkası başkanıydı. Şimdiki cumhurbaşkanı seçilmekle devlet başkanlığı yetkilerini de kısanmış oluyordu. Bunların en önemlisi başbakanı seçip atayabilmesidir (s.204) 
20.    Saltanatın kaldırılmasından sonra hilafete de son verilmesinin ilk anlamlı sonucu iktidar mücadelesi açısından görülebilir. Bu operasyonla siyasal seçkinlerin radikal kanadı olan m kemal ve arkadaşları iktidar dizginlerini iyice ellerine geçirdiler. Tutuculuğun bir kalesi daha düştükten sonra devrimcilerin önü iyice açılmıştı. Bu süreçtir ki bir süre sonra muhafazakârın liberallerin ve ittihatçıların tasfiyesine kadar uzanacaktır.