Hukuk reformları hakkında adalet bakanı Mahmut Esat bozkurt şöyle diyor: “Türk ihtilalinin kararı, batı medeniyetini kayıtsız şartsız kendisine mal etmek, benimsemektir. Bu karar o kadar kesin bir azme dayanmaktadır ki önüne çıkacaklar, demirle ateşle yok edilmeye mahkûmdurlar. Bu prensip bakımından kanunlarımızı olduğu gibi batıdan almak zorundayız. Böylelikle Türk ulusunun iradesine uygun harekette bulunmuş olacağız.” Bu alıntıdaki demirle ateşle yok etme şeklinde gözdağı bir kez daha rejimin otoriterliğini yansıtır. “ulusun iradesine uygun hareket etmiş olma” ya gelince, bütün devrimlerde bu türden söylemlere millet sınıf yâda din adına meşrulaştırma çabalarına rastlanır.
Hukuk devrimi çok yönlü ve iddialı anlamlar yüklüdür. İslam hukuk sisteminden kesin olarak kopma kararı ilk dikkati çeken husustur… Medeni kanun gerekçesi şöyle diyordu” dinler layetegayyer (değişmez) hükümler ifade ederler. Hayat yürür, ihtiyaçta suratla değişir. Din kanunları mutlaka ilerleyen hayatın huzurunda şekilde ve ölü kelimelerden fazla bir kıymet bir mana ifade edemezler. Değişmemek dinler inç bir zarurettir. Bu itibarla dinklerin sadece bir vicdan işi olarak kalması asrı hazır (bu yüzyıl) medeniyetinin esas atından ve eski medeniyetle yeni medeniyetin en mühim farikalarından birisidir. “
Muhafazakâr kanattan gelen eleştirinin ana teması “taklitçilik” milli ve tarihsel benlikten kopulduğu noktasında odaklaşır.