“Hâkimiyet Allah’ andır “ düsturu ile “egemenlik milletindir” ilkesi arasında hem laik / anti laik karşıtlığı hem de demokratik anti demokratik zıtlığı vardır. Alt soru şudur: “hukuk kurallarını kim koyar?”
Laiklik genel olarak özgürlük ve çoğulculuğun özel olarak da dinsel özgürlüklerin ve dinsel çoğulculuğun onsuz olmaz güvencesidir. Herhangi bir dinsel inanca bağlanmak onun buyruk ve öğütlerini yerine getirip getirmemek bunlardan ötürü kınanmamak hiçbir dinsel inanca sahip olmamak ve bundan ötürü de kınanmamak ancak laikle bir devlet ve toplum düzeninde mümkündür.
İslam yalnızca bir öte dünya dini değil aynı zamanda ve öncelik bu dünya dinidir. Kemalist iktidar kamusal alandan uzaklaştırılması yönünde giderek radikalleşen bir çizgi izledi çok köklü dönüşümlere girişti. Tevfik Fikret insanlık dini yanlısıydı ve bu yönüyle m kemali etkilemişti.
Radikal cumhuriyetçiler bu düşüncelerden beslenmişlerdi. Ancak ilk başlarda din konusunda yaklaşımları oldukça sakınımlı (ihtiyatlı) idi. M kemal iz mirde halkla söyleşisinde (1923) şöyle diyordu: “bizim dinimiz İslam dini, en makul ve tabii bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son dindir. Tabi olabilmek için makul olması lazımdır. Akıl feraset muhakeme mantık ilim fen ve hepsine uygun olmak lazımdır ki öyledir.
1924 başından itibaren Kemalistler radikal bir tavır içine girdiler, dinin kamusal alandaki etkilerini geriletmek için esaslı bir hesaplaşmaya koyulturlar. Atatürk de “bu (CHP programındaki) prensipleri gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz” diyecekti.
Ord. Prof. Dr. ali Fuat basil in “hazreti Muhammed’ e dair” başlıklı kitabının içişleri bakanlığınca toplattırılmasından sonra yaptığı başvuruya bakanlığın matbuat umum müdürü tarafından şöyle yanıt verilmişti: “biz her ne şekilde ve surette olursa olsun memleket dâhilinde dini neşriyat yapılarak dini bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz.”. 15 yıl kadar önce ise Refide Ahmet “Allah’ı da sultanla birlikte tahtından indirdik. Bizim mabetlerimiz fabrikalardır” diye yazabiliyordu
Laikliğin uygulanmasında bazısı yöntemler:
–    Takriri sükûn kanunu ve istiklal mahkemeleri
–    “dini veya mukaddesatı dinîyeyim siyasi gayelerle esas veya alet ittihaz maksadıyla cemiyetler teşkili” suçuna idam cezası verilmesi: Hıyaneti vataniye kanunu
–    Din istismarı yoluyla devlet güveliğini ihlal (TCK)
–    Laikliğe karşı propaganda ve dernekleşme yasağı (TCK)
–    Din adamlarına siyaset yasağı (TCK)
–    Ezan dilinin Türkçeleştirmesinin cezai yaptırımı (TCK)
Türk laikliğinin bir özelliği de din devlet ayrılığını iki taraflı karışmazdık olarak algılamamasıdır. Burada din ve devlet iki ayrı özerk alan değildir. Din devlet işlerine karışamaz ama devlet din işlerine karışabilir, bunları düzenleyebilir ve denetleyebilir. … Dinin devlet katındaki derecesi sürekli düşmekte ya da düşürülmektedir.