12.    Şizoid kopukluğunun nedeni çocukluğunda bulamadığı sevgi ve güvendir… Şizoid “sevilemeyeceğine inanan, saldırı altında olduğunu hisseden ve gurur kırılacak diye eleştiriliden korkan” bir kişi olarak çıkar karşımıza. Storr’ a göre Descartes ve schopenhauer in felsefesinin nedeni sevgiden yabancılaşmalarıdır. Beethoven ise müziğini yaşayan insanların onda yarattığı düş kırıklığı ve kine karşı düşlediği ideal bir sevgi ve dostluktan doğmuştur. Gerçek dünyaya karşı düşmanlığını yüceltmese büyük ihtimalle psikotik bir paronayak olacaktı! (s.18)
13.    Freud da narsisizm üzerine bir araştırmasında anne baba sevgisinin temelinde anne babanın kendi ideallerinin gerçekleştirilmesini dayatan narsisit bir kendini çoğaltma özlemi bulur (s.18)
14.    Psikolojik kuramların önüne geçemedikleri eğilimlerden biri de sanatçıyı hasta ilan etmek. Normal düşkünü psikolojinin normalden sapmayı hasta görmesine kaşı Rank, sanat olgusunu “psikolojinin ötesi” olarak kayda geçirdi. (s.19)
15.     Richard farson’ un “calamity kuramı” nadan bahsetmekte yarar var. Farson, toplumun en değerli insanlarının çok kötü çocukluk şartlarından geldiğini vurguluyor… travmatik çocukluk şartları ile daha sonraki büyük icraatlar arasında ilişi kuruyor. Rollo may de bu tip insanlarda “iyi –uyumlu” sendromuna hiç rastlanmadığını söyleyip “iyi-uyumlu” insanların büyük ressamlar heykeltıraşlar, yazarlar mimarlar müzisyenler olmalarının çok nadir karşımıza çıktığını ekliyor. (s.20)
16.    Görüldüğü gibi kader ve ölüm kavramları büyük önem taşıyor. Yaşama hayır’ la başlamamak için kişinin kendi kaderinin sahnelendiği kendi dünyasın seçmesi bu dünya da kendi ölümün yaşaması (geçmişinin ölümü) zorunlu görünüyor. Varoluşçu terapinin getirdiği de bu kaderin kabullenilmesi ve geçmişin tortusu olan egonun öldürülmesi psikolojik göbek bağının kesilip atılması ve zorunlu sonuç olan yalnızlık. Dostoyevski “insanın psikolojik bir değişim geçirmesi için uzun bir soyutlanmaya girmesi gerekir” der. (s.23)