17.    Nietzsche doğruların laboratuvarda değil kişinin kendinde denenmesi gerektiğini ifade ediyordu: her doğru şu soruyla karşılanmalıydı: “dayanılabilir mi? “ ve “tüm doğrular benim için kanlı doğrulardır ve ünlü sözü “hata korkaklıktır” yâda “bireyi güzel olarak mı algılıyorsunuz, demek ki yanlış algılıyorsunuz (s.24)
18.    Bir diğer varoluşçu olan berdyayev’ e göre”…yaratıcılık kendisinden önce gelen hiçten türer. Yaratıcılık açıklanamaz: yaratıcılık özgürlüğün gizidir. Özgürlüğün gizi ölçülmez derinliktedir ve açıklanamaz. Hiçten yaratma olanağını reddedenler kaçınılmaz biçimde yaratıcılığı belirlenmiş bir düzenin içine oturtmak zorundadırlar, böylece de yaratıcılığın özgürlüğünü inkâr etmiş olurlar. Yaratıcılık içerden ölçülemez ve açıklanamaz derinliklerden çıkıp gelen bir şeydir, dışarıdan dünyanın zorunluluğundan değil. Tam da yaratıcı edimi kavrama isteği onu kavrayamamanın nedenidir. Yaratıcı edimi kavramak onun temelsiz ve açıklanamaz olduğunu tanımak demektir.  (s.25)
19.    Toplumsal eleştirinin (moral cesaretin) bu kadar yaygın, yaratıcı lığın (yaratıcı cesaretin) bu kadar düşük olduğu bir toplumda yaşamamızın nedeni sanatçılıkla entelektüelliğin ( bu kadar ucuza) satın alınması değil mi? … (toplumda) neyin yolunda yürümediğini göstermek bilinçlilik sayılıyor, gazeteci bu yüzden iyice palazlandı.  (s.27)
20.    Tıbbın gelişimiyle bedensel hastalıklara erken teşhisle çözüm bulan toplum bir yandan da farklılığın erken teşhisiyle ruhsal hastalıkları yarattı… Yapılan daha çok farklılığın teşhisiyle yalnızlığa mahkûm etmektir. (s.28)