Duygu (jung’ a göre) ego ve verili bir içerik arasında cereyan eden bir süreçtir, bu süreç içinde içeriğe kabul veya ret (hoşlanma veya hoşlanmama) cinsinden bir değer yüklenir. Duygu dış dünya dan tümüyle bağımsız olabilecek olan tümüyle öznel bir süreçtir. Duygu bir çeşit yargılamadır.

Tutku yani passion ise Latince pati (acı çekmek) ve yunanca pathos sözcüğünden gelir. İngilizcede edilgin (passive) ve hasta (patient) sözcükleri de aynı pati kökünden türetilmişlerdir. Bu kavramların köklündeki düşünce bireyin bir değişmeyi başlatması yâda bir eyleme gerçekleştirmesinin tersine, başına gelen bir değişime katılmakta veya bu değişimden acı çekmekte olduğudur.

Duygulanım başımıza gelen bize etki eden “bir eşya” in varlığını gösterir ama sorun bu şeyin ne olduğun bilmememizdir. Bu ayrımı anlamak için örnek verecek olursam korku ile kaygı ve yas ile melankoli böyle bir çift oluştururlar. Korku ve yas duygulanım değil etki olarak görüldüğünde neden korktuğumuz neyin yasını tuttuğumuz bellidir, yani bu durumlara yol açan şeyler bellidir. Oysaki kaygının ve melankolinin esnesin belli değildir yani bizi kaygılandıran şeyi bilmediğimiz gibi melankolinin de neyin yitirilmesi sonucunda ortaya çıktığını bilemeyiz.